Teknoloji, getirdiği yeniliklerle insanlığın yararına olduğu kadar zararına da sebep olacak pek çok sonuç doğurmuştur. Yoğun enerji talebini karşılamak amacıyla tüketilen fosil kökenli kaynaklar; ekolojik dengenin bozulmasına, dolayısıyla yerel ve küresel felaketlerin oluşmasına sebep olmuştur. İnsanoğlu, her geçen gün artan enerji ihtiyacını karşılamak için fosil kökenli enerjileri yoğun bir şekilde kullanmaya devam etmektedir. Bu kullanımın yaklaşık 50-100 yıllık bir geleceğinin kaldığı öngörülmekle birlikte, bu enerjilerin kullanımı ciddi çevre sorunlarına da yol açmaktadır. Fosil kökenli kaynakların kullanımı ile ortaya çıkan bu zararlı emisyonlar küresel bazda ısınmalara, iklim değişikliklerine ve çevre kirliğine yol açmıştır.
Gerçekte bütün enerji kaynakları güneşten türemiştir. Enerji kaynakları, üretildiği miktarlar göz önüne alınarak, “birincil enerji kaynakları” ve “ikincil enerji kaynakları” olarak iki grupta incelenebilir. Birincil enerji kaynakları; fosil kaynaklar (kömür, petrol, v.s.), hidrolik enerji ve nükleer enerji, ikincil enerji kaynakları ise, güneş enerjisi, jeotermal enerji, gel-git enerjisi, dalga enerjisi, rüzgar enerjisi, fizyon enerjisi vb. enerji kaynaklarıdır. Günümüzde enerjinin eldesinde büyük oranda birincil kaynaklar kullanılmaktadır. Temel enerji kaynakları hızla tükenmekte olup dünya nüfusu sürekli artmaktadır. Dünya nüfusunun enerjiye bağımlılığı, enerji açığını sürekli olarak büyütmektedir. Bu temel enerji kaynaklarının hızla tükenmesi insanlığı daha uzun ömürlü enerji kaynaklarına yöneltecektir. Güneş enerjisi genel olarak konutlarda, sanayide, tarımda, ısıl enerji uygulamalarında (proses enerjisi) ve elektrik enerjisi üretiminde (PV ve ısıl güç santralleri) kullanılır. Türkiye coğrafi konumu itibariyle güneş kuşağı içerisinde yer alıp, güneş enerjisi kullanımının uygun olduğu bir ülkedir. Ülkemizde güneş enerjisi potansiyeli coğrafi bölgelere göre değişim göstermektedir. Bu durum çizelge 1’de gösterilmiştir.
(more…)